demokrasiye vurulan bir darbedir. fakat kanımca aşağıdaki başlıklar ve tarihte yaşanan olaylar anlaşılmadan türkiye'de yapılan darbeler ve sonuçları tam olarak anlaşılamayacaktır;
a. tek partili dönem
b. soğuk savaş
c. demokrat parti
ç. askerlerin cumhuriyet tarihindeki rolü
d. 28 şubat kararları
a. tek partili dönem:
hepimizin bildiği gibi; cumhuriyet'in kuruluşundan sonra ismet inönü'nün kararıyla cok partili sisteme geçilme kararı ve 1950 yılında demokrat parti'nin de seçimle iş başına gelmesine kadar geçen zamana tek partili dönem denilmektedir. bu zaman zarfı içerisinde 1938 yılına kadar atatürk, bu yıldan sonra da 1950 yılına kadar ismet inönü, cumhuriyet'in temellerini atmak, feodal ve tarım yönetiminden gelen halkı cumhuriyete ve onun temel işleyiş mekanizması olan demokrasi'ye alıştırmak için çaba sarfetmişlerdir. 1950 yılında ismet inönü, haklı olarak, demokrasilerde çok partili sistemin zaruretine ve o noktadan itibaren artık türkiye'de de olması gerektiğine inandığından çok partili rejime geçmeye karar vermiştir. fakat burada 1945 yılına bir işaret koymakta fayda var. 1945 yılı, hiroşima ve nagazaki'ye atılan atom bombalarıyla beraber 2. dünya savaşı'nın bitiş tarihi olarak kayıtlara geçmiştir. bu yıl, 2. dünya savaşı'nı bitirirken bir başka gelen dalganın habercisidir; soğuk savaş.
b. soğuk savaş:
pearl harbor baskınından deliye dönen amerika'nın, japonya üzerinde atom bombası kullanmasının ardından dünya 2 farklı kutuplaşmaya gider; komünist düzen ile yönetilen sovyetler birliği ve kapitalist sistem ile yönetilen amerika. bu iki kutuplaşmada türkiye, önceleri yerini tam olarak kestiremez, fakat sovyetler birliği'nin baskıları sonucu amerika tarafına kaymak zorunda kalır.
burada bir "es" verip, sovyetler birliği'nin baskılarından bahsedelim. daha 2. dünya savaşı sona ermeden sovyetler birliği savaşın galibi olarak ortaya çıkar ve müttefikleri olan ingiltere ve amerika ile görüşerek savaşın sonucunu belirlemeye çalışır. 4-11 şubat 1945 tarihinde, franklin d. roosevelt, winston churchill ve joseph stalin, yalta'da, yeni dünya düzeninin nasıl olacağını konuşmak üzere buluşurlar ve bu tarih birleşmiş milletler örgütü'nün karara bağlandığı yıl olarak tarihe geçer. bu toplantı ayrıca, montrö'yü kendi istekleri doğrultusunda tekrar düzenlemek isteyen sovyetler birliği'nin sinyallerini de vermiştir. nitekim stalin, 19 mart 1945 günü, 1925 yılından beri türkiye ile sovyetler birliği arasındaki saldırmazlık anlaşmasını feshettiğini bildirir. 7 haziran 1945 tarihinde yeni bir antlaşma için 2 şart öne sürer:
kars ve ardahan'ın ermeni toprağı olduğunu ve vaktiyle türkiye'ye haksız verildiği gerekçesiyle sovyetler birliği'ne iade edilmesi ve boğazlarda üs.
daha fazla detaya inmeden, sovyetler birliği'nin 1946 yılında bulgaristan ve kafkaslar'a ordu yığınağı yaptığını belirterek, türkiye'nin o dönemdeki çaresizliğini anlatmaya çalışalım. bu durumda kendine sığınak arayan türkiye, sovyetler birliği'nin hareketlerinden rahatsız olup truman doktrini'ni ilan eden amerika'dan yardım ister. kongrede abd başkanı harry s. truman, komünist tehlike altında olan yunanistan ve türkiye için 400 milyon dolar ödenek ister, gerekçe olarak komünist ayaklanmalara ve sovyet tehdidine karşı hür devleti koruma amacını belirtmiştir. böylece soğuk savaş resmen başlamış olur.
truman doktrini'nin kabulünden sonra marshall yardımı başlar; türkiye artık soğuk savaş'ın bir aktörü olarak batı ile bütünleşir.
şimdi gelelim konuyu anlatış sebebimize; soğuk savaş, 3 ayrı alanda sürdü. silahlanma yarışında amerika, sovyetleri ay'a adam göndermesi ile alt etmiştir. ikinci ayak, ekonomidir. ekonomisini tüketim mallarına dayandıran amerika, sağlam temellere oturan bir yapıya sahipti, oysa ki, sovyetler birliği silahlanma yarışı için çok para sarfettiği için tüketim mallarına ayıracak fon bulamadı ve bir süre sonra ekonomisi iflas etti. üçüncü ve son ayak; siyasal, kültürel ve ideolojikti. her iki taraf da kendi ideolojisini tüm dünyaya kabul ettirmeye çalıştılar. sovyetler birliği sınıf savaşlarını özendiriyor, demokrasiyle yönetilen ülkelerde demokratik hak ve özgürlüklerin "işçi sınıfının iktidarını" gerçekleştirmek için kullanılmasını destekliyordu. buna karşın, amerika birleşik devletleri, dinleri ve milliyetleri reddeden, kendisinin bir "proleterya diktatörlüğü" olduğunu öne süren sovyetler birliği'nde ve onun denetimindeki ülkelerde, klasik özgürlüklere dayalı demokrasi ile birlikte, dinci ve milliyetçi ideolojileri, hareketleri, oluşumları destekliyor ve güçlendiriyordu.
sovyetler'in (ve çin'in) ideolojik, siyasal, ve askeri desteği, vietnam savaşı'nı başlatmış ve bu savaş, amerika'nın yenilgisiyle son bulmuştu. amerika'nın desteğiyle çekoslovakya'da ve macaristan'da sovyetler birliği'ne karşı isyanlar başlamış ama sovyet tankları bu isyanları kanlı bir şekilde bastırmıştır.
buna karşılık sovyetler'in afganistan işgali, amerika'nın desteğiyle örgütlenen (ve bugün el kaide olarak varlığını sürdüren) afganlı islam mücahitleri tarafından durdurulmuş ve sovyetler birliği yenilgiye uğratılmıştı. görüldüğü üzere, el kaide, bizzat amerika tarafından yaratılan bir örgüttür ve soğuk savaşın bir sonucudur. sovyetler yıkılıp hedef ortadan kalkınca, radikal islam mücahitlerine uygun bir hedef arayan el kaide, ortadoğu anlaşmazlığı çerçevesinde israil'i ve onun destekçisi olarak amerika'yı hedef olarak seçmiştir.
--- alinti ---
hatırlayalım, bu konu, amerika'nın yapay kahramanı rambo ile işlenmiştir. serinin 3. filmi olan rambo 3'ün çıkış tarihi 1988'dir, yani sovyetler birliği'nin dağılma tarihi olan 1991 tarihinden 3 sene önce
--- alinti ---
soğuk savaşın dünya üzerinde en büyük etkisi kuşkusuz dağılan sovyetler birliği'nden sonra türkiye'ye olmuştur. truman doktrini ve marshall planı çerçevesinde türkiye'ye, nato'nun en güney ucundaki karakol ve sovyetler birliği'ne karşı oluşturulan yeşil kuşağın (bunun türkiye'ye yansıması ılımlı islam modelidir) en batı ucundaki kontrol noktası görev olarak biçilmiştir.
soğuk savaş dönemi ile türkiye'de çok partili düzenin başlaması, yani demokrat parti'nin iktidarı üst üste çakışır ve demokrat parti'nin siyaseti de soğuk savaşın, yani amerika'nın belirlediği şekilde gelişir.
c. demokrat parti:
1950 seçimlerinde demokrat parti %50'nin üzerinde oy alarak iktidarı cumhuriyet halk partisi'nden devralır.
seçildikleri yıl olan 1950'den, darbe tarihi olan 27 mayıs 1960'a kadar olan 10 yıllık periyotta, demokrat parti aslında hiçbir şekilde demokrat olmadığını gözler önüne sermiştir.
dp iktidarı sırasında yapılan anti-demokrat uygulamalara kısaca değinirsek;
. komünizm yasaklandı.
. sol görüşler baskı altına alındı ve bu çerçevede temel hak ve özgürlükler kısıtlandı.
. 1951'de komünistler tevkif edildi.
. sınıf esasına göre parti kurmak yasaklandı.
. sendikacılık tehlikeli bir uğraş halini aldı.
. eğitim, laik ve demokratik, atatürkçü kimliğinden saptırıldı. örneğin köy enstitüleri kapatıldı, ilahiyat fakülteleri ve imam hatip okulları açılmaya başlandı.
. 18 yıldır türkçe okunan ezan yeniden arapça'ya çevrildi.
. arapça, okullarda yeniden eğitim diline girdi. örneğin; anayasa: teşkilatı esasiye kanunu, genelkurmay başkanı: erkan-ı harbiye-i umumiye reisi oldu.
. anti-komünizm devletin resmi ideolojisi oldu.
. din ve milliyetçilik yeniden siyasal önem kazandı.
. din istismarı siyasete egemen oldu. örneğin başbakan adnan menderes, said nursi'nin elini öperek bu değişimi simgesel hale getirdi.
. hükümet aleyhinde yazan gazeteciler hapsedildi.
. üniversitelerde bilim özgürlüğüne müdahale edildi.
. demokrat parti'ye oy vermeyen kırşehir ili, ilçe yapıldı.
. partinin meclis grubunda "siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz" denildi.
. üniversite hocalarına "kara cüppeliler", orduya "battal gazi ordusu" yakıştırmaları yapıldı.
. adnan menderes, "ben bu orduyu yedek subaylarla bile yönetirim" dedi.
. ve en sonunda da sivil bir hükümet darbesi yapılarak, meclis'te kurduğu komisyon aracılığıyla demokratik rejime hukuken son verildi. meclis'te kurulan bu "tahkikat komisyonu", yargı yetkileriyle donatılmıştı ve buradan çıkan hükümlerin temyizi yoktu. böylece yürütmenin yargıdan bağımsızlığı ilkesi de ayaklar altına alınmış oldu. komisyonun görevi ise: "muhalefetin rejim aleyhtarı faaliyetlerini" araştırmaktı. bu komisyonun kurulmasındaki amaç; 1957 seçimleri ile erozyona uğrayan oylarını karşısındaki muhalefet partiyi kapatıp demokrat parti'nin oylarını yükseltmek idi.
görüldüğü gibi esasen demokrat parti'nin güttüğü politikalardan sadece sonuncusu bile darbe olmasını, yani ülkede tekrardan demokrasi denemesi yapılmasını zaruri kılmıştır.
ç. askerlerin cumhuriyet tarihindeki rolü
bu noktada sanırım şu açıklamayı yapmam gerekli; darbeler, yazımın başında belirttiğim gibi demokrasiye vurulan bir darbedir, keşke sivil toplum örgütleri zamanında yeteri kadar gelişmiş olsaydı ve kendiliğinden demokrasiyi rafa kaldırmak isteyen hükümetlere gereken cevabı verebilseydiler. fakat sınıflar kavramı, laiklik, demokrasi fikri herhangi bir devrim ışığında oluşmamış bir türkiye'den bunu beklemek imkansızdır. gelgelelim, ne kadar darbe sonucu gelen idamları cinayet olarak addetmek doğru ise, adnan menderes'in bir demokrasi şehidi olduğu fikri de o kadar yanlıştır. idam edilmiş olması, türkiye'de yaptıklarını hiçbir şekilde silemez ya da hafifletemez.
ayrıca cumhuriyet tarihindeki askerlerin rolü, diğer askeri darbelerin görüldüğü latin amerika ülkelerindeki ordudan çok daha başkadır. batıdaki demokrasiyi kuran sermaye ve işçi sınıflarının, onu koruyan ve geliştiren gücü türkiye'de olmadığı için, cumhuriyet'in kuruluşundan neredeyse bu kurumların gelişmeye başladığı günümüze kadar, çağdaş sınıfların demokrasiyi koruma ve geliştirme görevini askerler üstlenmiştir.
devam edelim; 27 mayıs 1960 darbesinin şu 3 özelliği vardı:
. genelkurmay başkanı rüştü erdelhun, dp hükümeti ile bütünleştiği için, darbe askeri hiyerarşi dışında, daha çok genç subayların girişkenliğiyle yapılmış ve eski kara kuvvetleri komutan cemal gürsel sonradan hareketin başına geçirilmişti.
. demokrasiyi yeniden kurmak için yapıldığı ve gerçekten de 1961 anayasası ile bunu gerçekleştirdiği halde, menderes, zorlu ve polatkan'ı asarak, üç siyasal cinayete yol açılmıştır.
. çok partili döneme geçildikten sonraki ilk askeri hareket olarak, kendinden sonra da askerlerin darbe yaparak siyasete karışmalarına öncülük etmiştir.
. 1961'de tekrar seçim yaptırarak, askerler sözlerinde durmuşlar ve çok demokratik bir anayasa ile ülkeyi kısa bir zaman diliminde seçime götürmüş ve yönetimden çekilmişlerdir.
27 mayıs 1960 darbesini yapan askerler, sadece ordu hiyerarşisine uygun olmayan bir hareketi gerçekleştirmekle kalmayıp kendi aralarında da bölünmüşlerdi: alparslan türkeş ve on üç arkadaşı, daha uzun dönem iktidarda kalıp türkiye'yi kendi "milliyetçi ideolojileri" doğrultusunda biçimlendirme arzusundaydılar. daha çok latin amerika tipi askeri müdahale modeline uygun olan bu niyet, cemal madanoğlu ve cemal gürsel tarafından desteklenmemiş ve tabir caizse "demokrat" grup, on dört milli birlik komitesi üyesini yurtdışı görevlere yollayarak pasifize etmişlerdi.
ordu içindeki kıpırdanmalar bununla da bitmez. darbe sırasında yurtdışı görevde bulunması sebebiyle darbeye katılamayan ve dolayısı ile iktidara ortak olamayan albay talat aydemir ve arkadaşlar, 22 şubat 1962'de askeri öğrencileri silahlandırarak bir darbe teşebbüsünde bulundu. halkın ya da ordunun başka kademelerinin desteklemediği bu teşebbüs, ismet inönü hükümeti tarafından bastırıldı ve talat aydemir idam edildi.
1965 yılında 27 mayıs darbesi ile iktidardan uzaklaştırılan demokrat parti'nin devamı olduğunu öne süren adalat partisi tek başına iktidara geldi.
adalet partisi, amerika'dan(!) 1962 yılında dönen süleyman demirel tarafından kurulmuştur. iktidara gelir gelmez, süleyman demirel, 1961 yasasının türkiye için bir lüks olduğunu ve bu anayasa ile devletin yürütülemeyeceğini söylemiştir.
1961 anayasasının çok demokratik bir anayasa olduğunu getirdiği şu kanunlarla açıklamak mümkündür:
. bir daha darbe olmasını önlemek, askerle siyasetçinin arasının kopmasını engellemek adına "milli güvenlik kurulu" kurulmuştur.
. anayasa mahkemesi kurulmuştur.
. muhalefet özgürlüğü, basın yayın özgürlüğü, özerk devlet radyo ve televizyonu, özerk üniversiteler, nısbi temsile dayalı seçim modeli gibi özgürlükçü kanunları içerir.
. devlete ve hükümetlere öngörüler sağlıyacak sosyo-ekonomik modeller geliştiren "devlet planlama teşkilatı" kurulmuştur.
konumuza devam edelim. bir süre sonra sol örgütlerin öğrenci ve genç kökenli "goşist" anarşisi türkiye'ye egemen oldu.
ordu içinde de bölünmeler ve kıpırdanmalar ortaya çıktı. bir grup subay yönetime el koyma hazırlığı içerisindeyken tevkif edildi. ordu kendi hiyerarşisi içinde bir darbe yaptı. buna rağmen ordu içerisinde sol düşünceyi benimsemiş subaylar, sivillerle işbirliğine girdiklerinden dolayı ülke tekrardan kaosa sürüklendi ve 12 mart 1971 darbesi geldi.
12 mart darbesi esasen sol düşünceye karşı yapılmış bir darbe niteliğindeydi. 27 mayıs* darbesinin getirdiklerini yıkmak temel hedefti. 12 mart darbesi getirdikleri ve uygulamalarıyla soğuk savaş'a uygun, tam bir anti-komünist darbedir.
12 mart * ve 12 eylül * darbeleri, tamamen anti-demokratik bir tavır içerisindeydiler, oysa ki, 27 mayıs * darbesinde amaç, henuz kapitalistleşmesini tamamlayamamış bir toplumda, laik ve demokratik sosyal hukuk devleti'nin temellerini sağlamlaştırmaktır. bir anlamda sonradan gelen bu iki darbe, sanki ilk darbenin yaptıklarını bozmak amacını güder.
12 mart darbesi ilk kez "atatürkçülük" adına baskıcı bir rejim uygulamaya koyar. bütün özgürlüklerin kısıtlanması "atatürkçülük" adına yapılır. bu dönemde ikinci cumhuriyetçilerin tohumları atılır. bir atatürk düşmanlığı devlet eliyle yaratılır. her ikisi de devlet eliyle* yaratılan ikinci cumhuriyetçiler ve dinciler, atatürk düşmanlığını, atatürk' ün dine bakış açısını ve o'nun özgürlükleri kısıtlayıcı yanı olduğunu milletin önüne sürerek körüklemeye çalıştılar. kaldı ki, atatürk, hiçbir dine karşı çıkmadığı, yanlış olduğunu savunmadığı gibi, islam dini hakkında da herhangi kötü bir söz söylememiştir. kendi notlarından öğreniyoruz ki, islamı sanki bir "arap dini" şeklinde yaşamanın yanlış olduğunu işaret etmiştir. bu, kendisinin inançsız olduğuna işaret etmez, ama olsaydı da, bugün yaşadığımız şartlar ve kurduğu sistem ortada olduğundan hiçbir şeyi değiştirmeyecek bir hadisedir.
konuyu dağıtmadan, 12 eylül 1980 darbesinin türkiye'ye zararı dokunan binbir türlü uygulamasını atlayarak sadece en büyük kötü sonucu yazmakla yetinelim: ahlaksızlığı ve yolsuzluğu kurumlaştıran özal'ın ülke yönetimine gelmesini sağlamak. bunun için hem hukuk devleti'nin temelleri yıkıldı, hem de siyaset-ticaret-medya-mafya ilişkileri kuruldu ve güçlendirildi.
d. 28 şubat kararları:
28 şubat 1997 öncesi milli güvenlik kurulunun kararlarını açıklamasından önce 1980 darbesi ile bu tarih arasında ülkenin geldiği noktaya bir göz atmakta fayda var:
. 12 eylül'ün devamı olan özal'ın tahripkar politikalarının skandallar, iflaslar ve hapislerle son bulması,
. dünyadaki değişim, sovyetler birliği'nin çoktan çökerek komünizm tehlikesinin ortadan kalkması,
. kalkan komünizm tehlikesi yerine yine devlet eliyle yaratılan irticanın ön plana çıkması,
. 28 şubat kararlarının hemen öncesinde patlayan susurluk skandalı'nın ortaya çıkardığı gibi, iç güvenliğin * aşırı milliyetçi öğelere teslim edilmiş olması,
. erbakan-çiller koalisyonunun laikliği tehlikeye düşürücü hareketlerinin halkta tepki toplaması *...
gibi bir durum karşısında ordu'nun rahatsızlığını milli güvenlik kururunda açıkladıkları kararlarla belirtmesi sonucu ülkede darbe havası esmişti. fakat bu havayı estiren genelde, sağcı ve dinci siyaset ile birlikte, 12 eylül darbesinin şokunu üzerinden atamamış, kendisine zorla dayatılan ve atatürkçü gibi gösterilen zorlamalardan bıkmış sol ve liberal kesimdir.
28 şubat kararlarını darbe kavramından ayrı tutmak gerekir. elbette ki, demokrasilerde, demokratik yollardan seçilmemiş kimselerin siyasete yön vermeleri yanlış bir olaydır, fakat burda demokrasiden ne anladığımıza iyi bakmak lazım; eğer "demokrasi"den temel hak ve özgürlüklere dayalı, çoğunluğun da bu temel hak ve özgürlüklere tecavüz edemeyeceği laik bir düzen anlaşılıyorsa, bittabi darbeler yanlış ve gereksizdir, ama demokrasiden, sadece milli egemenlik ve çoğunluğun yönetimi anlaşılıyorsa buna dur diyecek birinin bulunması sanırım güven verici bir durum olsa gerek.
kaynak:
21. yüzyılda türkiye, emre kongar, remzi kitabevi
not: bu kitabı çok kalın ve yorucu bulanlar için, bu kitabın belli bir noktada özeti niteliğinde sayılabilecek yine emre kongar'ın kaleminden "tarihimizle yüzleşmek" kitabını tavsiye ederim. bu yazıda bazı yerleri birebir bu kitaptan aldım.
3 Haziran 2008 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder