25 Haziran 2008 Çarşamba

çirkin ve diğerleri...

güzel diye kabul görenlerin son derece birbirlerine benzediği zamanlarda yaşamak kadar can sıkıcı bir şey yoktur. işte bu sıkıntılar, gözlere farklı manzaralar sunduğunda yani çirkin diye nitelendirilen kişilerin ortalıkta dolaşmalarıyla bir nebze hafifler. çünkü; önce sıfır beden kıyafetler çıktı. maksat az maliyetli fazlaca ürün çıkartmaktı ortaya. sonra bu sıfır beden kıyafetlerin gerçekte olması gereken kadın ölçüsü olduğunu düşünen kızlarımız, şiddetle kilo kaybetmeye başladılar. göğüs dekolteli blüzler içinde göğüs kafesi kemiklerini sayar olduk. hiçbir çekiciliği olmayan bu sivri kemikler, gözümüzde sadece alışkanlık yaptı ve tahammül edilebilir hale geldiler. yoksa güzel görünüyor diyenin aklında şüphe edeceğim. moda değişimleriyle fiziksel kimliğini kaybeden kızlarımız; o renk senin bu desen benim sürekli değişmeye başladılar. sırf moda diye; askılı elbise giymek isteyenler, o elbiseleri açık buldukları zamanlarda elbise altlarına tişört giymeye başladılar. böylece kafaları sonradan vücutlarına oturtulmuş gibi duran, bir sürü aynı şekil sıfır beden oyuncak bebeğimiz oldu. yollarda, otobüslerde, iş yerlerinde birbirlerinin aynısı bir sürü şey. kilolu kızlarımız bu sırada boş durmadı tabii ki. daracık kıyafetlere girmeyi başaran pis sıfır bedenlerle her koşulda çarpışmak boyun borcuydu. işte bu savaşla birlikte gözlerimize; bel kenarlarından, bacaklardan, kollardan, göğüslerden taşan fazla yağlar dolmaya başladı. akordeona benzeyen bir çok beden çıktı yollara. maksat modanın yanında elele hep beraber kardeşçesine yürüyelim di. bir de farklı olma çabalarından doğan yeni akımlarımız oluşmaya başladı. yaz kış demeden güzelim saçlarını jölelere boğan ve koca kafalı olmaktan başka bir özelliği bulunmayan genç erkeklerimiz gözlerimizi bulandırma sürecine dahil oldular. saçları yanlara taranmış kızlarımız, siyah giyenlerimiz, göt altında pantolonlara sarılanlarımız, ağır makyaj yapanlarımız derken üç beş sözde farklı türler meydana geldi. hergün hepsine rastlar olduk. gözlerimiz yoruldu, beynimiz dondu, midemiz bulandı falan oldu filan oldu. tam biz bütün bunlara alışıp yolumuza devam edecekken bir türban akımı patladı. rengarenk örtüler önce kafalara sarıldı. sonra bu örtülere uyum sağlayacak çanta ve ayakkabılar yapıldı. ardından makyaj malzemeleri en canlı renklerin en abartılı yanlarını aldı. bir de türban kumaşı deseninden etekler yapılınca; nurtopu gibi yeni modamız hayırlı uğurlu oldu. lakin biz giyinelim derken güzelim insan bedenine ait çekici manzarayı öldürdük. bu kimsenin umurunda olmadı. zira bizim çirkinliğimizi kapatacak ve aynılığı sayesinde yadırganmayacak modalarımız vardı. oysa; dünyanın en güzel canlısı her zaman yeni doğan bir bebekti. çünkü o bebek beden güzelliğinin kapacak şeylerle örtülmemişti. çünkü o bebek yüzüne makyaj yapılamayacak kadar hassastı. çünkü o bebek jöleyle tanışacak yaşa çok sonraları gelecekti. işte bütün güzel olma sebepleri bu eksikliklerdi. ayrıca bacak kıvrımları arasına yerleşmiş selülitleri iştah açıp güzelliğine güzellik katmaktaydı. bu yüzden şu sıralar herkesin çirkin dediğini ben güzel bulmaktayım fena halde. çünkü muhtemelen o çirkinliği herkesin alışık olduğu şekilde davranmak yerine doğallığı tercih ediyorluğundan gelmektedir.

nasıl emo olduk...

bir varmış iki yokmuş... adamın biri farklı olmak istemiş sürüden. sürü sıkıcıymış çünkü; denileni kabul ediyormuş itiraz etmiyormuş hiçbir şeye. kırmızı ayakkabı giysem demiş adam. bağcıklarını değiştirsem veya. ya da metal müzik dinlesem, saçlarımı tuhaf bir şekle soksam, değişik yaklaşımlar göstersem konulara, arada tepkiler versem sert sert... lakin farklı olsam... ancak sürümüz de sıkılıyormuş kendinden ne zamandır. bir adım bekliyormuşlar hep beraber. adam kırmızı ayakkabılarla başlamış değişime. bilemezmiş ardından kitleleri sürükleyeceğini. bir anda herkes kırmızı ayakkabı giyer olmuş. zavallı hemen müzik tarzı arayışına girişmiş lakin değişime aç bir toplum bekliyormuş kendisini dört gözle. bir anda heryer kırmızı ayakkabılı sert müzikli adamlarla sarılmış. adam durmamış saçlarına saldırmış farklı olması gerek ya. ama sürü hazır değişime çok fena takip etmişler adamın açtığı yolu. adam bakmış olmuyor, ayrılamıyor bir türlü sürüden; ne yaparsa yapsın birden aynılaşıyor diğerleriyle daha başka daha başka çözümlere yönelmiş. yurt dışı ithali felsefe yoksunu kültürler getirmeye karar vermiş. sürü durur mu yerinde; metalciyse metalci kardeşim gotikse gotik her şey olabiliyorlar.. aynen adam ardı devam etmişler sorgulamadan zavallı farklı olmak için çabalayanı. bu sırada kütlemiz çirkinleşmeye başlamış hiç farkında olmadan. düşünmeyen, sorgulamayan, bulduğu çatlaktan ortama sızan suya dönüşmüş. su bulanık nitekim. ama önemsizmiş bu ayrıntı. sonra bir bakmışız hepimiz emoyuz, gotiğiz, belimizde silah kurtlar vadisindeniz, rockçuyuz, metalciyiz, hip hopçuyuz. lakin insan değiliz. hepimiz aynıyız. bu arada; düşünen birileri, farklı olduğunun farkında olan birileri eylemlilikleriyle değiştirmeye çalışıyorlarmış dünyayı. hepimiz hrantız diye bağırmışlar ama hepimizin emoluğundan memnun olanlar pek sevinmemişler bu duruma. hepimiz her bok olabilirmişiz ama hepimiz hrant olamazmışız. düşünerek farklı olmak sakıncalıymış her zamanki gibi... bu yüzden yaşamayı sürdürebilmek için bir sonucumuz var artık bizim. kurallı kaideli boyun eğmek...

Hiç yorum yok: